Demokrasinin kalesinde, demokrasi
Uzun zamandır yazamıyorum. Bunun sebepleri var. Yeni bir şehire, yeni bir dile ve yeni bir işe adepte olma kavgasını sürdürmekteyim. Buda bazı şeylerden ödün vermemi gerektirdi. Malesef bunun kurbanıda yazılarım ve yazacaklarım oldu.
Değerli okuyucularım, şimdi gelelim anakonuya. Bu yazıyı kaleme almama sebep olan bir başlığa. Bu başlık İsveççe ”Språklagen och Minoritetslagen” yani ”Dil- ve azınlıklar kanunu”. Bu kanun daha önce kaleme almış oldugum bir yazımda değinmiştim. Yazımın başlığı ” Tarihin dili olmak (Samer’ler veya kendi adlandırmaları ile Sápmi’ler)”di ve uzun bir araştırmamdan sonra, gidip Kalix’i, Haparanda’yı, Övertorneå’yu ve Juoksengi’yi (Finlandiya) gezdikten sonra bu yazımı 22 nisan 2005’te yayınlamıştım. Sonradan ne hikmetse 2008’de Türkiye’de ki hırsız medya kaynak göstermeden Samerleri keşfetti ve meclise kadar İsveç’te yaşamakta olan bu yerli halkı taşıdı.
Konum bu hırsızlık olayı değil ama yeri gelmişken değinmiş oldum. ”Språklagen och Minoritetslagen” yani ”Dil- ve azınlıklar kanunu” İsveç’in AB’ye girmesiyle gerçekleşti ve 2000 yılında bu kanun oybirliğiyle kabul edildi. Ama gelgelelimki bu kanun hâlâ bir türlü, dar görüşlü devlet memurlarınca (kurumlar), medyaca ve siyasi kesimlerce anlaşılmamış olmalıki 2010’dan itibaren hükmet ”Dil- ve azınlıklar kanunu”nun işleme girmesi için direktif verdi. Bu yazdıklarım dünyaca demokrasinin kalesi ve beşiği olarak sayılan İsveç’te yaşanmakta. Yıl 2010 İsveç hala demokrasi kalesi ve beşiği olarak sayılmakta. Aşırı ırkçı bir parti olan ”Sverigedemokraterna” (İsveç Demokratları) demokrasinin beşiği olan İsveç’te yüzde 5,2 oy toplama potensiyaliyle meclise girme hazırlığı yapmakta. Hâlâ İsveç’te demokrasi güçlüdür, vardır ve darbe yememiş diyenler var ise % 5,2’nin ne anlama geldiğini sorarım!!!
Konuma dönüyorum. 2010 yılının bir ocağından itibaren devlet kurumları özellikle ”üç azınlık” dili konusunda uyarıldı, bunlar sırasıyla;
- Samerce
- İsveçFince (yanlış yazmadım. Bu dil İsveççenin aşırı fince aksanıyla konuşulmakta)
- Meänkieli’dir
Aslında 2000 yılında alınan karar 5 dili içermektedir ve hâlâ öyle. Yukarda saydığım bu üç dilden hariç iki dil daha var unlarda sırasıyla:
- Jiddisch (İbranice)
- Romani chip’tir
Yeni kanuna göre devlet krumlarına gelen bu azınlık halkının her ferdi, kendi dilini konuşmakta, sohbet sürdürmekte ve enfermasyon almakta serbesttir ve konuştuğu dilde kendisine yanıt verme kanuni dayatma vardır. Daha önceleri yapılan ve hâlâ uygulanmakta olan tercüman aracılığıyla irtibat kanunen yasaktır. Ama, bu yasak hâlâ kurumlarca ”çiğnenmektedir”. Bu azınlıklar hâlâ devlet kurumlarında alay konusudur. Nerede? Demokrasinin beşiği sayılan ve ırkçı parilerin % 5,2 oy alma aşamasına geldiği İsveç’te. Bu konuyu büyütüğümü bana söylüyor dostlarım. Belki onlar haklı, ama ben bir türlü birinci ve ikinci dünya savaşının insanlığa yaşatığı felaketi unutamıyorum. Hele hele ikinci dünya savaşına gerekçe olan neo-nazilerin nasıl yönetime geldiklerini. Ben kendim savaşı konuşan biri değilim. Benim sürekli analiz ettiğim konu ırkçı grupların nasıl yönetime geldiğidir. Demokrasiye darbe vuran bu örgütlerin gelişmesine sebep olan gerekçeleri bulup anlamaktır. Unutmayın, tarih tekerür etmekte...
Geçenlerde İsveçli, birlikte çalıştığım biri, İsveç Demokratları adlı ırkçı partinin düşüncelerini açık açık herkesin önünde savundu ve bu ırkçı grupları nasıl gördüğümü bana sormuştu. Bende kendisine şu yanıtı verdim: ”Bu gruplar benim sorunum değil senin sorunun. Ben her ne kadar İsveçliyim desemde, sen kabul etmesin, etsende senin kanunların beni ve benden sonra doğacak olan iki kuşağımı yabancı saymakta ve onların işlediği suçuda güçmenler hanesine kayıt etmekte. Benim başım sıkıştığında veya tehlikenin kokusunu aldığımda, ülkem var ailemi alıp ülkeme dönerim. Ben bir yabancı olarak gittikten sonra sana ne olacak? Senin yaşlılarına ve özürlülerine ne olacak? Bu kriminal grupların sana üç ay sonra gelecek olan emekliliğini tatıracağını mı sanıyorsun? Yanılıyorsun. 4 milyon olan İsveçin çalışmakta olan işgücünün 8 yüzbini yabancı. Bu rakama işyerlerinide katarsan senin halin facia gibi görünüyor bence. İş ve İşçi Bulma Kurumunun rakamalaını kontrol edersen 6 yüzbinlik bir işgücü açığı oluşacak önümüzdeki 10 yıl içinde, 1910 ile 1930’lı yıllar arasında 1,5 milyon İsveç’li açlıktan dolayı İsveçi terk etti. Bir yahudi ile aramdaki fark onun gidip sığınacağı bir yer ve kendini savunma kültürü yoktu.”
Yeni kanunlar bir halkın yıllardır uyguladığı, uygulamayı değiştirmemektedir. Yaptırımlar uygulanmadıkça kurumların iş ahlakı değişmemektedir. İş ahlakının devlet kurumlarında değişime uğraması ancak o dili konuşanların işe alınmasıyla ve o dili korkmadan konuşmasıyla gerçekleşir. Bu İsveç için geçerli olduğu kadar, Türkiye ve diğer AB ülkeleri içinde geçerli. Demokrasi kurumlardan ve zihinlerden başlar. Demokrasi yeni moda olan sansansiyonel gazetecilik/medyacılık aracılığıylada olur. Önce medya demokrat olmalı... inanın arkası gelir... Dersim’de bir Zazanın, Van’da bir Kürdün, Midyat’ta bir Süryaninin, Ağrı’da bir Ermeninin, veya Fatsa’da bir Lazın devlet kurumlarına alınmasıyla ve orada dilini kulanmasıyla toplumda alışkanlıklar yaratılır. İsveç önüne koyduğu beş hedefini başarır mı? Bilmiyorum! Ama biz başarırırız. Çünkü biz kültürlerin, ayrı dillerin ve ayrılıklarımızdan oluşan dostluklarımızın kalesi ve beşiğiyiz. Demokrasiyi kuracak ve koruyacak bir toplum var ise işte o da bizleriz. Bizim altypımız demokrasi için hazır...Herkese demokrasi dersi vermeye nedersiniz?
Faruk İremet
2010-01-24
Yeni sitem yeni tasarımı ve yeni görünümü ile sizlerin hizmetinizdedir
www.iremet.se